‘Baskıların temelinde tekçi anlayış yatıyor’

ANKARA - Başkentte düzenlene "OHAL’de Baroların Görev ve Yetkileri, Baroların ve Üyelerinin Karşılaştıkları Baskılar" panelde konuşan Diyarbakır Barosu Başkanı Ahmet Özmen, "Tüm baskıların temelinde cumhuriyetin kuruluşundaki tekçilik anlayışı yatıyor. Tekçi anlayış tüm renkleri yok etti. Bu anlayış bugün de devam etmektedir" dedi.

Çeşitli baro ve hukuk kurumları tarafından Ankara Plaza Otel'de organize edilen “Uluslararası Hukuk Konferansı- OHAL Koşulları Altında Türkiye’de Yargı Sistemi” adlı konferansın ikinci gününde çeşitli konularda paneller düzenlendi. Konferansa aralarında Avrupalı Demokrat Avukatlar (EDL), Uluslararası Demokrat Hukukçular Birliği (IADL), Tehlikedeki Avukat Günü Vakfı (DELF) ve Dünyada Demokrasi ve insan Hakları İçin Avrupalı Hukukçular Birliği (ELDH) üyelerinin de olduğu çok sayıda uluslararası kurumdan hukukçular yanı sıra Demokrat Yargı Derneği, Yargıçlar Sendikası, Devrimci Hukukçular Komitesi, Sınır Tanımayan Avukatlar ve İnsan Hakları Savunucuları Derneği ile barolar da konferansın katılımcıları ve düzenleyicileri arasında yer aldı.

'BASKILARIN TEMELİNDE TEKÇİ ANLAYIŞ YATIYOR'

"OHAL’de Baroların Görev ve Yetkileri, Baroların ve Üyelerinin Karşılaştıkları Baskılar" başlıklı panelde Diyarbakır Barosu Başkanı Ahmet Özmen konuştu. Türkiye'nin kuruluşundan bu yana yargının hep olağanüstü koşullar altında çalıştığı belirten Özmen, "Tüm baskıların temelinde cumhuriyetin kuruluşundaki tekçilik anlayışı yatıyor. Tekçi anlayış tüm renkleri yok etti. Bu anlayış bugün de devam etmektedir. Ve bu koşullarda yargı hiç bir zaman siyasi iktidarın sopası işlevini görmekten çıkmadı" dedi.

‘BÖLGEDE İHLAL EDİLMEYEN HAK KALMADI’

Özmen, Kürt illerinde "sokağa çıkma yasağı" ilanları ve çatışmaları anımsatarak, "OHAL batıya oranla bölgede bir yıl erken başladı. Kürt illerinde OHAL ilanı küçük bir ilaveden ibaret kaldı. Bölgede ismi konulmamış bir OHAL vardı ve bu süreçte ihlal edilmeyen bir hak kalmadı” diye konuştu.

Özmen, OHAL ile birlikte bölgede avukatların da ciddi saldırı altında olduğu ve "savunma hakkı" sisteminin çöktüğü söyledi: "Avukatlara örgüte üye gözüyle bakılıyor. Avukatlar ciddi tehdit altında çalışıyor."

'DARBE DÖNEMİNDEN DAHA ÇOK HAK İHLALİ YAŞANIYOR'

Ardından konuşan Ankara Barosu Başkanı Hakan Can Duran, sosyal bir hukuk devletinin de devam etmesi gerektiğini söyledi ve “OHAL ile beraber Türkiye askeri darbe dönemlerindekilerden daha çok hak ihlali yaşıyor” ifadesini kullandı.

‘TÜRKİYE YARGISINDA MAFYATİK İLİŞKİLER VAR’

“OAHAL’de Bağımsızlık, Tarafsızlık ve Yargıç Güvencesi" başlıklı panelde ise Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı hakim Orhan Gazi Ertekin söz aldı. Ertekin, Türkiye’deki yargı alanındaki tartışmaların Avrupa ekseninde değil, daha çok Çin, İran ve Mısır gibi ülkelerin yargı sistemi ile ilişkilendirilerek tartışılması gerektiğini söyledi. Ertekin, bu tür ülkelerdeki yargı içindeki mafyatik ilişkilerin Türkiye’deki yargı sisteminin de içinde olduğunu ifade etti.
Ertekin, "Türkiye'de yargıç olmak tarafsız olmak anlamına gelmiyor. Tarafsız yargı demek için bir mücadele birikimi olması gerekiyor" dedi.

‘ŞEYH BEDRETTİN'İN YOLUNDAN GİTMELİYİZ’

Ertekin, 1300'lü yıllarda Osmanlı'ya karşı isyan başlatan Şeyh Bedrettin'in "adalet" arayışı ve anlayışına işaret ederek, "Kadılık yapan, hem İslam hukuk bilen, hem Alevi olan Şeyh Bedrettin'in yolundan gitmeliyiz. Yeni bir hat oluşturmak istiyorsak Bedrettin'in çizgisinden gitmeliyiz. Şeyh Bedrettin aslında Yahudi, Alevi, Kürt ve toplumumuzdaki herkestir. Hukuk sistemi tartışmaların tarihsel perspektifi değiştirilmelidir" diye konuştu.

“Dünyada ve Türkiye’de Olağanüstü Hallerde Avukatlık” başlıklı panelde Dünyada Demokrasi ve İnsan Hakları İçin Avrupalı Hukukçular Birliği (ELHD) Genel Sekteri Tomas Schmidt söz aldı. Schmidt, “çözüm süreci”ni kast ederek, görüşmelerin Türkiye’de demokrasi standartlarını desteklediğini belirtti. Schmidt ”Bu yüzden biz uzun süre PKK ile Türkiye arasındaki görüşmeleri destekledik. Çünkü işler iyi gidiyordu” dedi. Daha sonra sürecin bozularak anti demokratik yönelimlerin devreye girdiğinin altını çizen Schmidt, 2010 yılında avukatlara yönelik operasyonlara ve tutuklamalara dikkat çekti. Schmidt, avukatlarla dayanışma içinde olduklarını sözlerine ekledi. 

Ardından Uluslararası Demokrat Hukukçular Birliği (IADL) Genel Sekteri Jan Fermon, söz aldı. Fermon 1993 yılında Diyarbakır’a geldiğini ve Cizre’ye yaptığı bir ziyarette avukat Tahir Elçi ile karşılaşmaların şöyle anlattı: “Siyasi davalara bakan tek tük avukatlardan biriydi. Ünlü DGM’deki davalara bakıyordu. Cizre’de kendinden önce siyasi davlara avukat tehditler dolayısıyla şehirden ayrıldığı için ‘onun yerine ben geldim’ demişti. 6 ay sonra tutuklamıştı ve biz hep destek içinde olduk. Bunu neden yapıyorsun diye ona sormuştum, bana ‘birileri bunu yapmalı’ demişti. Temel haklar için Kür halkı için mücadele etmesi kendini bu işe adaması beni çok etkileşmişti. Benim hayatımı kökten değiştiren bir insandır, bize örnek oldu.”

Brüksel’de avukatlık yapan Fermon, “Ben kendi ülkemde OHAL ile karşılaşmadım. Yaptığım işten dolayı mesleğim ve ben tehdit altında kalmadım. Onun için Tahir Elçi ve size büyük saygı duyuyoruz” dedi.

‘NAZİLERE KARŞI SİLAHLI MÜCADELE VERDİK’

Fermon, IADL’nin 1946 yılında kurulduğunu söyledi ve “Derneğimizin kurucuların Nazilere karşı silahlı direnişte bulundu. Nazilerde hukuka yer yoktu. Bu adaletsizliğe karşı başka bir mücadele yolu bulundu. Savaştan sonra Naziler yenilince tekrar hukuk mücadelesine geri döndüler. Irkçılık, faşizme ve zulme karşı mücadele için hukukçuluk yaptılar. ÇHD ve ÖHD’nın üyemiz olmasından gurur duyuruz… Bu konferans çok önemli bir direniş eylemidir. Ama biliyorum sizin ülkenizde de çok köklü bir direnme geleneği var” diye konuştu. 

TÜRKİYE’DE OHAL KURALDIR

Kapatılan ÖHD Yönetim Kurulu Üyesi Faik Özgür Erol, toplumsal krize dikkat çekerek, toplumsal olanı savunmaya çalıştıklarını ve bunun için örgütlendiklerini söyledi. Avukatlığa sürekli artan bir müdahale olduğunu bunun da avukatlığın yükselmesi ile ilgili olduğunun altını çizen Erol, avukatlığın aynı zamanda tanıklık ve bellek işlevi gördüğünü bu yüzden de gazeteciler ve akademisyenlerle birlikte bu yüzden en fazla baskıya maruz kalan grup olduğunu söyledi. Türkiye’deki OHAL’in istisna değil kural olduğunu söyleyen Erol, bunu örnekleriyle anlattı. 

Avukat Selçuk Kozağaçlı, avukatlara her duruşma sonrası Sulh Ceza Hakimleri tarafından duruşmalara girmeme kararı veriyor. Bu işin absürt taraflarından biri de yasaklanan kişilerden birini avukat olmamasıdır. Bu kişiyi fark etmemiş olacaklar ki 60 kez davaya girmeme kararı vermişler. 

Konferansı başarılı bir şekilde yaptıklarını söyleyen Kozağaçlı, “Böylelikle ÇHD ve ÖHD’nin kapatılamayacağını gösterdik” dedi.